Hava Durumu

#Busi̇ad

Haberler Güncel Haber Gündem Haberler | habergüncel.com.tr - Busi̇ad haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Busi̇ad haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

BUSİAD'da felsefe söyleşilerine devam Haber

BUSİAD'da felsefe söyleşilerine devam

Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (BUSİAD), Bursa Uludağ Üniversitesi ve Bursa Felsefe Kulübü’nün paydaşlığıyla düzenlenen Açık Kapı Toplantıları/Felsefe Söyleşileri 2025-2026 döneminin sekizinci toplantısı, “Camus ve Sartre” başlığıyla gerçekleştirildi. BURSA (İGFA) - Bursa Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ogün Ürek’in yönetiminde gerçekleşen etkinliğe, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Osman Gündoğan konuşmacı olarak katıldı. “Felsefeyi hayattan kopuk görmemek gerekiyor. Nerede insan var orada felsefi bir problem de var” diyen Prof. Dr. Ali Osman Gündoğan, “Felsefenin üzerinde durduğu konular hemen hemen hepimizi ilgilendiren konulardır. Sartre eser vermeye başladığından ölünceye kadar ifade ettiği bir cümlesi var. “Ben insanlığı korkunç tehlikelere karşı korumak için silahlanmıştım. Oysa herkes insanlığın yetkinliğe doğru yol aldığını söylüyor.” Burada şunu söylüyor. İnsanlık neredeyse orada insanlığa karşı bir tehdit vardır. Bizim görevimiz nerede insanlığa karşı tehdit varsa ona karşı güçlü olmak” dedi. Jean-Paul Sartre’ı, “varoluşçuluğun papası” olarak tanımlayan Prof Dr. Gündoğan, “Sartre ve Camus yazdıklarını yaşayan, yaşadıklarını yazan insanlardır. Gerçek hayat ve felsefe birbirinden ayrılmaz Sartre’a göre. Dünyanın neresinde bir problem varsa Sartre oradadır. Sartre aynı zamanda aydındır. Sartre göre aydın angaje olan bağlantılı olan kişidir. Aydın dediğimiz tavır bizim üstümüze vazife olmayan şeylere de karışan tavırdır. Sartre için filozofu başa alırız sanatçıyı ikinci sıraya alınır. Camus için tam tersi” diye konuştu. “20. yüzyılda iki felsefe yapma tarzı vardı. Biri varoluşçular, diğeri analitik felsefeciler. Varoluşçular insanın, hayatın varlığı, anlamı üzerinde dururlar” diyen Prof. Dr. Gündoğan, açıklamasında şu görüşlere yer verdi: “Bu iki tarz 20. yüzyılla birlikte bitmediğine inanıyoruz. 21. yüzyılda bizim Sartre gibilere ihtiyacımız var. 20. yüzyıldaki insan varlığının karşılaştığı tehdit ve tehlikeleri günümüzde kat kat yaşıyoruz. Eskiden teknik insan derdik. Artık Homo Digitalis var. Homo Sapiens artık kalkıyor. Savaş hiçbir zaman bitmedi. Öngörülemeyen bir dünyada yaşıyoruz. 10 yıl önce pandemi yaşayacağımızı hayal etmezdik. İnsanlığın içinde bulunduğu çok önemli bir tehdittir pandemi. Böyle bakınca günümüzde varoluşçuluğa ciddi ihtiyacı olduğunu düşünenlerdenim. Sartre’ın felsefesindeki ide, insanın özgürlüğünü ortaya çıkarmaktır. Bu temel felsefeyi başka bir kavramla ele almak gerekir sorumluluk. Özgürlük ve sorumluluk Sartre felsefesinin temelidir. İnsan demek özgürlük demektir, özgürlük demek insan demektir. Bu özgürlük bize bir sorumluluk da yükler. Sorumluluğun büyük bir ağırlığı vardır. Salt kendimden sorumlu değilim. Sartre da Camus’da insanı kurtarmaya çalışıyor. Camus’da başkaldırı, Sartre ise özgürlük öne çıkar. Başkaldırıda da özgürlük vardır. Başkaldıran insan hayır diyen insandır. Bu hayırı nasıl anlayacağız. Mutlak anlamda hayır Camus’da yoktur. Bir şeye hayır demek başka bir şeye evet demeyi barındırmalıdır. Kötülüğe karşı iyilik, savaşa karşı barışı olmalıdır. Olumsuz olana karşı olumlu olanı içinde bulunduran bir evetle biz absürt olanı aşabiliriz. Bu bireysel başlar. Sadece kendisi için değil. Sartre dünyanın öbür ucundakine karşı sorumluyum der. Veba adlı romanda Camus veba ile mücadele eden bir kahraman yazar. Başkaldırıyoruz öyleyse varız der Camus. İkisini bir araya getiren budur. Sartre eylem olarak bunu göstermiştir. Camus göstermemiştir.” Soruları da yanıtlayan Prof. Dr. Ali Osman Gündoğan’a, etkinliğin sonunda Çağdaş Eğitim Kooperatifi'nin “Kır Çiçekleri Okusun Diye” sosyal sorumluluk projesine adına yapılan bağışın sertifikası, BUSİAD Geçmiş Dönem Yönetim Kurulu Başkanlarından Buğra Küçükkayalar ve Mehmet Arif Özer tarafından takdim edildi.

BUSİAD Felsefe Söyleşilerinde 'barış' konuşuldu Haber

BUSİAD Felsefe Söyleşilerinde 'barış' konuşuldu

Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (BUSİAD), Bursa Uludağ Üniversitesi ve Bursa Felsefe Kulübü iş birliğiyle düzenlenen Açık Kapı Toplantıları/Felsefe Söyleşileri kapsamında, Doç. Dr. Celal Yeşilçayır “Barış Felsefesi ve Çağımızdaki Önemi” başlıklı sunum yaptı. BURSA (İGFA) - BUSİAD’ın geçmiş dönem başkanlarından Mehmet Arif Özer’in yönetiminde gerçekleştirilen etkinlikte, Giresun Üniversitesi Felsefe Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Celal Yeşilçayır, barış kavramının tarihsel ve felsefi boyutlarını katılımcılarla paylaştı. Yeşilçayır, “Barış insanlığın en eski arayışlarından biri. Savaşlar ve çatışmalar nedeniyle akamete uğramıştır. Tarihten ders çıkarmamız gerekiyor. Negatif barış, yalnızca savaşın olmadığı bir durumken, pozitif barış ise barışın hukuki ve kalıcı olarak teminat altına alındığı bir anlayışı ifade eder” dedi. Sunumunda özellikle Immanuel Kant’ın 1795’te kaleme aldığı Ebedi Barış eserine değinen Yeşilçayır, Kant’ın barışı evrensel, kalıcı ve hukuk temelli olarak inşa etme yaklaşımını vurguladı. Yeşilçayır, “Kant, barışı ahlaklı politikacılar, hukuk, cumhuriyet ve milletler birliği üzerine inşa edilmesi gerektiğini söyler. Bu fikirler, 150 yıl sonra kurulan BM Antlaşması’nda da izlerini gösterir. Ancak günümüzde BM’nin özellikle 5 daimi üyesi bu ilkelere bağlı kalmıyor; pozitif barışın sağlanabilmesi eğitim, kültür ve bilinç ile mümkün” ifadelerini kullandı. Etkinlikte Doç. Dr. Yeşilçayır, barış kültürünün eğitim yoluyla yaygınlaştırılması gerektiğini vurgulayarak, nefret söyleminin ve ötekileştirici tutumların ortadan kaldırılmasının önemine değindi. “Sadece eğitim kurumları değil, kitle iletişim araçları da bu süreçte kritik rol oynuyor” dedi. Söyleşi sonunda, Yeşilçayır ve Mehmet Arif Özer’e, Çağdaş Eğitim Kooperatifi’nin “Kır Çiçekleri Okusun Diye” sosyal sorumluluk projesi adına yapılan bağışın sertifikası ve anı çinisi, BUSİAD Yüksek Danışma Kurulu Başkanı Ergun Hadi Türkay ve BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Hatunoğlu tarafından takdim edildi.

Bursa'nın Ar-Ge ekosistemi Ulutek'te masaya yatırıldı Haber

Bursa'nın Ar-Ge ekosistemi Ulutek'te masaya yatırıldı

ULUTEK Teknopark'ta düzenlenen Üniversite-Sanayi İş Birliği Programı, Bursa'nın teknoloji üretme potansiyelini, akademik bilgi birikimini ve sanayinin değişen ihtiyaçlarını aynı zeminde bir araya getirdi. nn BURSA (İGFA) - ULUTEK Teknopark Genel Müdürü Prof. Dr. İrfan Karagöz'ün öncülüğünde gerçekleştirilen programa; Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Adem Akpınar, BUÜ Ar-Ge Koordinatörü Prof. Dr. Esra Karaca, Bursa Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (BUSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Buğra Küçükkayalar, Bilişim Sektörü İş İnsanları Derneği (BİSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı İdris Doğrul, Tüm Mühendis Kadınlar Derneği (TÜMKAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ülfet Öztürk ve BUÜ Mühendislik Fakültesi bölüm başkanları katıldı. nn Toplantıda, Ar-Ge odaklı üretimin artırılması, akademi-sanayi etkileşiminin kurumsallaştırılması, yeşil mutabakatın sektörlerde yarattığı değişim ve Bursa'nın ihtiyaç duyduğu yeni teknoloji ekosisteminin oluşturulması detaylı bir şekilde ele alındı. nn nn "İŞ BİRLİĞİNİ SÜRDÜRÜLEBİLİR KILACAK YAPI OLUŞTURMAMIZ GEREKİYOR" nn Programın başlangıç konuşmasını yapan ULUTEK Genel Müdürü Prof. Dr. İrfan Karagöz, araştırma üniversitelerinin Türkiye'nin gelişim vizyonundaki önemine vurgu yaparak ULUTEK'in bu noktadaki rolünü şu sözlerle ifade etti: "Üniversitemiz araştırma üniversitesi unvanıyla büyük bir sorumluluk taşımaktadır. Bu sorumluluğun sanayi ile bütünleştirilmesini sağlayan en önemli yapılardan biri teknokentlerdir. ULUTEK olarak hem üniversitemizi hem de teknokent firmalarımızı ortak bir platformda buluşturan mekanizmaları güçlendiriyoruz. Bugün burada gerçekleştirdiğimiz gibi, paydaşları bir araya getirmek önemli; ancak daha önemlisi bu iş birliğini sürdürülebilir kılacak sistemi kurmaktır. Her iş birliğinin mutlaka bir projeye, bir çıktı ya da katma değere dönüşmesi gerektiğine inanıyoruz. Bursa'nın Ar-Ge kapasitesini artırmak için bu dönüşümü birlikte inşa etmeliyiz." nn Programda söz alan Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Adem Akpınar, üniversitenin araştırma kimliğini güçlendirmek adına yürüttükleri çalışmaları anlatarak, "Güçlü bir sanayiye sahip Bursa'da daha üst sıralarda yer almak için yoğun bir çaba sarf ediyoruz. Bu dönemde özellikle Ar-Ge'ye yatırım yapan şirketlerle sistemli bir çalışma yürütüyoruz. Her hafta firmalarımızla bir araya geliyor, çıktı odaklı ziyaretler yapıyoruz. Bu görüşmelerde TÜBİTAK ve Avrupa Birliği projelerini nasıl artırabileceğimizi, yayınlarımızı nasıl güçlendirebileceğimizi ve firmaların akademiyle nasıl iş birlikleri kurabileceğini değerlendiriyoruz. Hocalarımızla birlikte sanayiye daha fazla yaklaşmak, akademisyenlerimizi sanayinin ihtiyaçlarıyla buluşturmak ve bu etkileşimi somut projelere dönüştürmek istiyoruz. Bu kapsamda bu değerli organizasyon için ULUTEK yönetimine teşekkür ederiz." dedi. nn BUÜ AR-GE KOORDİNATÖRÜ PROF. DR. ESRA KARACA: "ARAŞTIRMA ÜNİVERSİTESİ KİMLİĞİMİZİ GÜÇLENDİRECEK ÇALIŞMALARI ÖNEMSİYORUZ" nn Bursa Uludağ Üniversitesi Ar-Ge Koordinatörü Prof. Dr. Esra Karaca, üniversitenin araştırma üniversiteleri arasında yer almasının sağladığı sorumluluk ve avantajları vurguladı. Ar-Ge’nin sürdürülebilir kalkınmanın kilit unsurlarından biri olduğunun altını çizen Prof. Dr. Karaca, "Üniversite olarak hem ulusal hem de uluslararası düzeyde yenilikçi projeler üretme kapasitemizi arttırmak için çabalıyoruz. Araştırma üniversitesi statümüz, sanayi ile iş birliklerini güçlendiren, bilgi ve teknoloji transferini hızlandıran önemli bir güçtür." dedi. nn Üniversite-sanayi etkileşiminin, bölgesel ve ulusal ekonomiye yüksek katma değer sağlayacağını belirten Prof. Dr. Karaca, ULUTEK ile yürütülen çalışmaların büyük önem taşıdığını dile getirdi. nn Programda BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Buğra Küçükkayalar, sanayinin gelişimi ve nitelikli insan kaynağı yetiştirilmesi için üniversitelerle yakın çalıştıklarını ifade ederek, "Üniversite-sanayi iş birliğini güçlendirmek adına komitelerimiz ve çalışma gruplarımızla ortak mekanizmalar oluşturuyoruz. Ancak asıl ihtiyacımız olan şey; bu etkileşimi düzenli, süreklilik arz eden ve yapısal bir modele dönüştürmek. Üniversitelerimizle sanayicilerimizi daha sık ve planlı bir şekilde bir araya getirirsek Bursa'nın rekabet gücünü daha hızlı artırabiliriz." dedi. nn BİSİAD BAŞKANI İDRİS DOĞRUL: "YEŞİL MUTABAKAT DÖNÜŞÜMÜNÜN BİLİMSEL KOORDİNASYONUNA İHTİYAÇ VAR" nn Küresel değişimlerin sanayi yapısını yeniden şekillendirdiğine dikkat çeken BİSİAD Yönetim Kurulu Başkanı İdris Doğrul, "Üniversite-sanayi iş birliğini daha somut bir şekilde konuşmamız gereken bir süreçteyiz. Yeşil Mutabakat'ın gereklilikleri ve gelecekteki dönüşüm dalgası, mevcut iş modellerimizi tamamen etkiliyor. Son 3-4 yıldır teknolojide ve iş süreçlerinde ciddi bir değişim yaşıyoruz. Bu dönüşümün sağlıklı yönetilebilmesi için ekosistemi güçlendirmeli, akademik bilginin sanayiye etkin bir şekilde aktarılmasını sağlamalıyız. Sanayici olarak bazı konuları ifade etmekte zorlanıyoruz; bu nedenle ihtiyaçların doğru belirlendiği, sektörlerin uygun yönlendirildiği bilimsel bir kurula veya koordinasyon mekanizmasına ihtiyacımız var. nn Ekosistemin bütün paydaşlarını kapsayan bir yapıya ihtiyaç duyulduğunu belirten TÜMKAD Başkanı Ülfet Öztürk ise, "Üniversite, sanayi ve kamu birlikte hareket ettiğinde gerçek bir dönüşümden bahsedebiliriz. Güçlü bir ekosistem olmadan sürdürülebilir gelişmeyi sağlamak mümkün değil" ifadelerini kullandı.

BUSİAD: Dezenflasyon süreci istenilen hızda değil Haber

BUSİAD: Dezenflasyon süreci istenilen hızda değil

Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (BUSİAD), Bursa ekonomisinin nabzını tutmak adına üyeleri nezdinde Ekim 2025’te gerçekleştirdiği, BUSİAD İktisadi Yönelim Anketi’nin sonuçlarını açıkladı. BURSA (İGFA) - Bursa Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Özdemir’in katkılarıyla gerçekleştirilen çalışmada, dezenflasyon sürecinin istendiği ölçüde gerçekleşmediği sonucu ağırlık kazandı. Ankete katılanların verdiği yanıtlardan, 2025 yılının üçüncü çeyreği geride kalırken; TCMB’nin yılın ilk yarısı için iktisadi faaliyetin yavaşladığı ve iç talebin dezenflasyona katkı verecek düzeyde seyrettiği yönündeki görüşünün aksine, ekonominin sıkı finansal koşullara rağmen beklentilerin ötesinde büyüdüğü gözlendi. İkinci çeyrekte canlılığını koruyan iç talebin yanı sıra enflasyon eğiliminin dezenflasyonu güçlendirecek hızda gerilemediği izleniyor. Ekim 2025 (2025 III. Çeyrek) BUSİAD İktisadi Yönelim Anketine verilen yanıtların; ekonomide gözlenen büyüme eğilimini görece teyit eden bir görünüm sunduğu gözleniyor. Bu çerçevede ankete verilen yanıtların bir önceki çeyreğe göre değişimi, toplulaştırılmış halde aşağıda sunulmaktadır: Ankete katılan tüm firmaların mevcut ekonomik koşullardaki görünümünün, bir önceki çeyreğe göre önemli ölçüde toparlandığı, imalat sanayinde ise iyileşmenin daha belirgin olduğu gözlenmektedir. Bununla birlikte firmalar, gelecek altı aylık süre içinde mevcut görünümlerinin bir önceki çeyreğe göre sınırlı düzeyde iyileşeceğini beklemektedir. Bu beklenti, önümüzdeki üç ay içinde bir önceki çeyreğe göre üretim hacimlerinin değişmeyeceğini yansıtmaları ile de uyumludur. İSTİHDAMDA ARTIŞ BEKLENTİSİ... Öte yandan firmalar, önümüzdeki üç ayda istihdam düzeyinde bir önceki çeyreğe göre belirgin bir iyileşme beklentisi içindedir. Ayrıca, önümüzdeki 6 ay boyunca ücretlere ilişkin maliyetlerin artması beklenirken söz konusu beklentinin bir önceki çeyreğe göre ortalama olarak belirgin bir yükseliş eğiliminde olduğu izlenmektedir. Ankete katılan tüm firmalar açısından gerek gelecek 12 ayda geçmiş 12 aya kıyasla makine-teçhizat yatırımlarının gerekse aynı dönem için bina-tesis yatırım harcamalarının bir önceki çeyreğe göre ortalama olarak toparlanması beklenmektedir. İHRACATTA DURAĞANLIK... İhracat yapan firmalar, gelecek üç aya ait ihracat siparişlerinin bir önceki çeyreğe göre ortalama olarak artış yönünde bir değişim göstermesini beklerken söz konusu beklenti imalat sanayinde yatay seyretmektedir. Firmaların faiz riskinde bir önceki çeyreğe göre belirgin bir azalış gözlenmektedir. Yanı sıra firmalar, finansman ihtiyacının da bir önceki çeyreğe göre değişmeyeceğini beklemektedir. Tüm firmaların bir önceki çeyreğe göre ortalama olarak kur risklerinde sınırlı bir azalış görülmektedir. Ayrıca, bir önceki çeyreğe göre gelecek üç aylık dönemde TL cinsi kredi faiz oranına ilişkin aşağı yönlü beklentinin ortalama olarak zayıfladığı gözlenmektedir. FİYATLARDA VE MALİYETLERDE ARTIŞ BEKLENTİSİ… Ankete katılan tüm firmalar itibariyle, döviz kurundaki değişimlerin satış fiyatlarını etkileme hızı ağırlıklı olarak 0-3 ay arasında gerçekleşirken, tüm firmalar için bir önceki çeyreğe göre ortalama olarak hızın arttığı gözlenmektedir. Firmalar gelecek 3 ayda ortalama birim maliyetlerinin artmasını beklerken, artış yönündeki değişim beklentisi bir önceki çeyreğe göre yataydır. Gelecek 3 aya ilişkin satış fiyatlarının bir önceki çeyreğe göre ortalama olarak yukarı yönlü değişmesi beklenirken söz konusu eğilim imalat sanayinde görece daha güçlüdür. Ankete katılan tüm firmalar itibariyle, yıl sonu üretici fiyatları enflasyonu beklentisi, bir önceki çeyreğe göre ortalama olarak önemli ölçüde artış yönünde değişim göstermiştir. ENFLASYONLA MÜCADELE... Anket sonuçlarını değerlendiren BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Buğra Küçükkayalar, enflasyon başta olmak üzere ekonomik verilerdeki iyileşmenin sınırlı kalmasının, üretici güçlerin hızlanmasını engellediğini ifade etti. Küçükkayalar, “Dünyadaki gelişmeler çok tedirgin edici ve oyun kurmayı zorlaştıracak boyutta. Açık savaşlar, örtülü savaşlar, ekonomik savaşlar her an kurduğumuz ekonomi stratejilerini anlık değiştirebiliyor. Enflasyonla mücadele öncelikli hedefimiz olmaya devam etmeli. Fakat dezenflasyon sürecinin istenilen hızda olmadığını, arzulandığı ölçüde de ilerlemediğini verilerden görüyoruz. Üretimden vazgeçer bir aşamaya doğru sürüklenmek, bizim gibi gelişmekte olan bir ülke için telafisi zor bir noktaya evrilmemiz anlamına gelir. İhracatı artıracak, kapasiteleri dolduracak, istihdamı en azından kaybetmeyecek ve ülkemizi enflasyon sorunundan kurtaracak politikalarda ısrarcı olmalıyız” dedi. Küçükkayalar, ankete katılımın giderek arttığını da ifade ederek, ankete yanıt veren BUSİAD üyesi firmalara da teşekkür etti.

BUSADER Cumhuriyet coşkusunu sanatla buluşturdu Haber

BUSADER Cumhuriyet coşkusunu sanatla buluşturdu

Bursa, İstanbul ve Ankara’daki 6 derneği çatısı altında buluşturan Birleşik Uluslararası Sağlık ve Eğitim Gönüllüleri Dernekleri Federasyonu (BUSADER), Cumhuriyet’in 102. yılı coşkusunu dünyaca ünlü tenor Hakan Aysev’in muhteşem konseri ile yaşattı. BURSA (İGFA) - Bir dönem Bursa’da eğitim gören ve Bursa’yı “ikinci memleketim” olarak tanımlayan Hakan Aysev, güçlü sesi ve repartuvarı ile davetlilere unutulmaz bir gece yaşattı. Merinos AKKM Osmangazi Salonu’nda gerçekleştirilen organizasyona Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Zafer Milli, Osmangazi Belediye Başkan Yardımcısı Fatih Vardar, Nilüfer Belediye Başkan Vekili Şerif Arıbaş İçer ile Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Mahmut Demiröz, Bursa Baro Başkanı Metin Öztosun, BUSİAD Başkanı Buğra Küçükkayalar, BALKANTÜRKSİAD Başkanı İskender İskenderoğlu, RUMELİSİAD Başkanı Murat Evke, BUMİAD Başkanı Mustafa Gümüş, Bursa LÖDER Başkanı Prof. Dr. Adalet Meral Güneş, Bursa Kadın Girişimciler İcra Kurulu Başkan Vekili Hanife Eşik, BUSADER Federasyonu’na bağlı derneklerin başkanları, çeşitli kurum ve kuruluşların temsilcileri ile davetliler katıldı. Program BUSADER Federasyonu’nun çalışma ve projelerini anlatan tanıtım filmi gösterimi ile başladı, daha sonra saygı duruşu ve İstiklal Marşı okundu. BUSADER Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi ve Sanart Başkanı Sinem Uğurgün’ün sunuculuğunu yaptığı programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Bursa BUSADER Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Fatma Akalp, “Bursa BUSADER olarak bu gecenin ev sahipliğini yapmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Burada emeği geçen herkese tekrar teşekkür etmek istiyorum” dedi. “DOĞAYA BİR NEFES, GELECEĞE BİR UMUT” Konuşmasında gecenin yaz aylarında çıkan yangınlarda yanan ormanların yeniden yeşertilmesi yararına gerçekleştiğini açıklayan Dr. Fatma Akalp, “Bu geceyi her zaman izinden yürüdüğümüz Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize, sanatın bir milleti yalnızca estetik olarak değil her açıdan güçlendirdiğini vurgulaması nedeniyle Cumhuriyet sevincimizi sanatla birleştirmek ve aynı zamanda ormanlarımızı yaşatmak için organize ettik. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Sanatsız kalan bir milletin hayat davarlarından biri kopmuş demektir’ sözüyle bu düşüncemizi pekiştirdik. Biz BUSADER ailesi olarak atamızın ‘En iyi kişi kendinden çok ait olduğu toplumu düşünen onun varlığının ve mutluluğunun korunmasına kendini adayan insandır’ sözü ilke edindik ve çalışmalarımıza bu şekilde devam edeceğiz” dedi. YANAN ORMANLAR YENİDEN YEŞERECEK Daha sonra söz alan BUSADER Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Zerrin Özgüle ise, doğaya, çevreye ve geleceğe olan borcu ödemek adına çalışmalarını sürdüreceklerini belirterek, “Bu gece, geçtiğimiz yaz yanan ormanları yeniden yeşertmek için de bir aradayız. Elli bin fidan hedefiyle çıktığımız bu yolda ikinci BUSADER ormanımızı gerçekleştireceğiz. Tüm diğer çalışmalarımız da dönem boyunca devam edecek. İnşallah hedeflerimizi tutturacağız. Her bağış sadece bir fidan değil, dikilen bir umut gelecek nesillere bırakılan yeşil bir miras olacak” dedi.

Bursa'da Felsefe Söyleşileri 'zihin felsefesi' ile başladı Haber

Bursa'da Felsefe Söyleşileri 'zihin felsefesi' ile başladı

Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (BUSİAD), Bursa Uludağ Üniversitesi ve Bursa Felsefe Kulübü'nün paydaşlığyla düzenlenen Açık Kapı Toplantıları/Felsefe Söyleşileri 2025-2026 döneminin ilk toplantısında, Koç Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Erhan Demircioğlu, “Zihin Felsefesi” başlığında bir sunum yaptı. BURSA (İGFA) - Bursa Uludağ Üniversitesi Felsefe Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Metin Becermen’in yönetiminde gerçekleşen söyleşide Doç. Dr. Demircioğlu, “Beyin zihin ilişkisinin bir gizem olduğunu ifade etti. Konuşmasına, felsefenin Aristotoles’in dediği gibi hayretle başladığını ifade ederek giren Doç. Dr. Demircioğlu, “Bir problemi fark etmeden yaşayabilirsiniz. Ancak felsefeci burada bir problem var der ve siz de onun üzerine düşünmeye başlarsınız” dedi. Doç. Dr. Demircioğlu, “Zihin sahibi olan varlık denilince; algılayan, hisseden ve düşünen varlıkların anlaşılır. Kayanın bir iç dünyası yoktur. İnsanın, köpeğin ise vardır. Bu anlamda iç dünyası olan varlıkların zihni olduğunu da ifade edebiliriz. Renk algısı ekşi tadı, satranç hamlesi üzerine düşünme, aşk gibi. Fiziksel deneyimlerin fenomenal bilinç deneyimi olarak adlandırılır. Bedenimizi bir madde olarak değerlendirirsek, bu maddenin içinde fenomenal bilinç deneyimleriyle içinde bir şeyler oluyor. Başka maddelerin böyle bir fenomenal bilinç hali yok. Neden? Ben neye sahibim ki fenomenal bilince sahibim? Beyin varlığının bunu açıklaması gerekir denilebilir. Bazıları burada bir problem yok diyor. Düşünce ve bilinç insan beyninin ürünleridir diyor Engels. Bir kesim için açık seçik ortada olan bir durum var. Bazı felsefeciler için ise hayret edilecek bir şey var.” diye konuştu. FELSEFECİNİN HAYRET ETTİĞİ ŞEY... Doç Dr. Erhan Demircioğlu, “İnsan beyni bir anlamında bir atom yumağı. Bir takım neronlar var ve ağlar kuruyorlar. Peki neden buradan bir bilinç çıksın. Felsefecinin hayret ettiği şey. Herhangi bir maddeden farkı olmayan bir beyinin bir zihin zenginliğini açıklayabilmesi” diyerek, “Bir beyine dışarıdan bakarak, bu bilinç sahibidir diyemeyiz. Bu gördüğümüz beyin maddesi, bizim kahve tadını algılamamızı sağlayamazmış gibi görünüyor. Beyni diğer organlardan ayıran şey ne? Beyni zihnin odağı diye görüyoruz. Böbreği görmüyoruz. İkisi arasındaki farklılıklar kahve tadını almamızdaki farkı neden yaratıyor. Beyin aslında bir et. Düşünen, hisseden ve aşık olan bir et parçası” ifadelerini kullandı. Doç. Dr. Demircioğlu, “Naom Chomsky, bazı şeyler problem, bazı şeyler bir gizemdir der. Bazı şeyleri çözmek için neleri keşfedersek çözeceğimizi bilirsek bu problemdir. Ancak bazı şeyleri çözmek için nelere ihtiyacımızın olduğunu bile bilmiyorsak bu bir gizemdir. Beyin zihin ilişkisi bu açıdan bir gizemdir. Eğer bir zihin sahibiysek, bu bir takım sahip olduğumuz özelliklerle açıklanabiliyor olması gerekiyor. Eğer açıklanamıyorsa ortada bir gizem vardır. Felsefeciler burada ayrılıyor. Birisi eleyici maddecilik, yanılsamacılık deniliyor. Biz zihin sahibi olduğumuzu düşünüyoruz aslında zihin sahibi değiliz diyor. Böylece problem ortadan kalkıyor" dedi. Söyleşi sonrası soruları da yanıtlayan Doç. Dr. Demircioğlu ve Prof. Dr. Becermen’e Çağdaş Eğitim Kooperatifi'nin “Kır Çiçekleri Okusun Diye” sosyal sorumluluk projesine adına yapılan bağışın sertifikası, geçmiş dönem BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanlarından Mehmet Arif Özer tarafından verildi.

BUSİAD: Bursa’nın aort damarı tıkanmış durumda Haber

BUSİAD: Bursa’nın aort damarı tıkanmış durumda

Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (BUSİAD) Başkanı Buğra Küçükkayalar, Nilüfer Çayı'nın %99 tıkandığını ve acil önlem alınmazsa Bursa'nın terk edilen bir kent olabileceğini söyledi. Raporla su kaynağının kirliliği ve çözüm önerileri açıklandı. BURSA (İGFA) - BUSİAD Podyum Davet’te düzenlediği bir basın toplantısı ile “Herkesin Bildiği Sır-Nilüfer Çayı” başlıklı raporunu medya ile paylaştı. Basın toplantısının açılışında konuşan BUSİAD Başkanı Küçükkayalar, BUSİAD Yeşil Bursa Çalışma Grubu’nun çalışmasıyla ortaya koyulan raporun önemine dikkat çekerek şunları ifade etti: “Doğduğu noktadan şehre ulaşana kadarki bölümündeki temizliğiyle, bizlerin su ihtiyacını karşılayan en önemli kaynak olan Nilüfer Çayı’nın, şehre ulaştıktan sonraki kirlenmesi aslında salt bir su kaynağının kirlenmesinin ötesinde sonuçlar doğuruyor. Suların buharlaşıp yüksek kesimlerde kar ve yağmur olarak tekrar yeryüzüne inişini ifade eden hidrolojik döngünün giderek olanaksızlaşmasına ve Bursa’nın yaşanamaz bir kent olmasına doğru hızla koşuyoruz. Bursa’nın aort damarı olan Nilüfer Çayı’nda artık su ve oksijen yok denecek kadar az. Yani aort damarımız yüzde 99 tıkanmış durumda. Acil önlem alınmaz, aort damarı temizlenmezse, çok da uzak olmayan bir süre içinde Bursa terk edilen bir kente dönebilir. Son su kesintileri de aslında küresel ısınmanın da etkisiyle Bursa için acil eylem planının gündeme gelmesi gerektiğini de ortaya koymuştur.” “HERKESİN BİLDİĞİ SIR...” “Nilüfer Çayı ne kadar Bursa’ya hayat vermişse, Bursalılar onun hayatını o kadar kısaltmıştır” diyerek sözlerini sürdüren Küçükkayalar, “Nilüfer Çayı’nın kirliliği herkesin bildiği ancak görmezden geldiği bir konu durumundadır. Yani “Herkesin Bildiği Sır” dır” ifadesini kullandı. “BUSİAD olarak bu çalışma ile “Herkesin Bildiği Sırla” yüzleşmek, sorumluları harekete geçirmek, projeler üretme ve projelerin yerine getirilmesinde destek olmayı amaçlamaktayız” diyen Küçükkayalar, şunları söyledi: “Bu kirlilikte Bursa’da yaşayan herkesin sorumluluğu bulunmaktadır. Yerleşim yerleri, tarımsal faaliyetler ve sanayi en önemli kirleticiler olarak görülmektedir. Hepimiz kirletici bir etkeniz, çözüm yolu bulmak da hepimizin görevidir. Zaman; kimin kirlettiği ya da ne kadar kirlettiğinin konuşulacağı zamanı çoktan geçmiştir. Zaman; sorunları açık yüreklilikle ve şeffaf bir şekilde ortaya koyma, çözüm yollarını ortaklaşa belirleyip, tüm Bursa paydaşları olarak, konuya top yekûn eğilme, hem yerel hem ülke hem de küresel finansal kaynakları kullanarak Nilüfer Çayı’mızın kirlilik sorununu kökünden çözme zamanıdır. Tertemiz akan Nilüfer Çayı’nı görene kadar çalışmalarımız hep birlikte, azimle devam etmelidir.” SÜRDÜRÜLEBİLİR BURSA NİLÜFER ÇAYI İLE MÜMKÜN... Küçükayalar’ın ardından raporun sunumunu ise BUSİAD Yönetim Kurulu Üyesi Hüsamettin Çoban gerçekleştirdi. Çoban, Nilüfer Çayı hakkında teknik bilgileri verdikten sonra Çay’ın Bursa için önemini, “Nilüfer Çayı, yalnızca doğal bir su kaynağı değil; aynı zamanda şehrin sosyal ve kültürel yaşamının şekillenmesinde de önemli bir rol oynamıştır. Bursa’nın yerleşim alanları, çayın sağladığı su kaynakları ve verimli topraklar sayesinde gelişmiştir. Nilüfer Çayı, Bursa’nın tarihi gelişiminde, tarımsal üretiminde, sanayi üretiminde ve ekosisteminin korunmasında merkezi bir rol oynar. Bursa’nın sürdürülebilirliği ve yaşam kalitesi, Nilüfer Çayı’nın korunması ile doğrudan ilişkilidir” sözleriyle dile getirdi. Nilüfer Çayı üzerindeki baskıları, tarımsal, sanayi, yerleşim, hidrojeolojik ve imar baskıları olarak beşe ayıran Çoban, Çay’ın kirlenme nedenlerini de “Hidrojeolojik yapının değişmesi, yerleşim alanlarından kaynaklanan kirlilik, tarımsal kirlilik ve endüstriyel kirlilik” olarak sınıflandırdı. Nilüfer Çayı üzerinde 3 noktadan aldıkları numunelerin laboratuvar sonuçlarını da değerlendiren Çoban, Nilüfer Çayı’nda oksijenin yok denecek düzeyde olduğunu, Marmara Denizi’nde yaşanan müsilajda etkisinin önemli olduğunu, içinden geçtiği toprağı zehirlediğini, yer altı sularının kirlendiğini, etrafında sosyal yaşamın oluşmasını engellediğini, halk sağlığına olumsuz etkileri olduğunu ve bu çaydan sulanan besinlerin sağlığa olumsuz etkileri olacağını ifade etti. Hüsamettin Çoban, bu gerçekler ışığında BUSİAD’ın detaylı çözüm önerilerini de şu ana başlıklarda sıraladı: “Nilüfer Çayı Komisyonu Kurulması, Kirlilik Kaynaklarının Envanterinin Çıkarılması, Fiziksel Temizlik ve Restorasyon, Nilüfer Çayı Su Kalitesinin İyileştirilmesi, Ekolojik Rehabilitasyon, Halk Katılımı ve Bilinçlendirme, Düzenli İzleme ve Raporlama, Yerel Yönetimlere ve İşletmelere Destek.” Çoban, su şehri olarak görülen Bursa’nın bu ve benzeri önerilerle bir çözüm üretmemesi halinde Bursa’nın yaşanılması zor bir kente döneceğini de söyledi. Çoban, başta tekstil olmak üzere suya ihtiyaç duyan sanayinin varlığını sürdürmekte zorlanacağını, ana sanayilerin de bu gerçekleri gördüğünü ve tedarik zincirini Bursa’dan çıkaracağını belirtti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.