Hava Durumu

#Depresyon

Haberler Güncel Haber Gündem Haberler | habergüncel.com.tr - Depresyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Depresyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yaşlanan nüfusta aşılamanın önemi artıyor... 65+ yaş aşıları hayati önemde Haber

Yaşlanan nüfusta aşılamanın önemi artıyor... 65+ yaş aşıları hayati önemde

Türkiye'de 65 yaş üstü nüfusun yüzde 11'e ulaşması, ülkemizin hızla yaşlanan bir topluma dönüştüğünü ortaya koyuyor. Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, 24-30 Nisan Aşı Haftası kapsamında özellikle 65 yaş sonrası dönemde bazı aşıların belirli aralıklarla tekrarlanması gerektiğini vurguladı. İSTANBUL (İGFA) - Aşıların bir kısmı ömür boyu koruyuculuk sağlamadığı için, özellikle 65 yaş sonrasında belirli aşıların düzenli aralıklarla tekrarlanması büyük önem taşır. Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, geriatrinin yalnızca hastalıkları değil, bireyin genel sağlık durumu ve yaşam kalitesini bütüncül olarak ele aldığını belirterek, 65 yaş sonrasında demans (bunama), depresyon, osteoporoz (kemik erimesi), idrar kaçırma, malnütrisyon (yetersiz beslenme) ve sarkopeni (kas kaybı) gibi sağlık sorunlarının görülme sıklığı arttığına dikkati çekerek, bu sorunların yaşlanmanın doğal bir parçası olarak kabul edildiği için dile getirilemeyebildiğini söyledi. Hiçbir şikâyeti olmasa bile her yaşlı bireyin yılda en az bir kez geriatri değerlendirmesinden geçmesini önerdiklerini belirten Prof. Dr. Halil, "Bu yaklaşım hem geriatrik sendromların erken dönemde fark edilmesini hem de koruyucu hekimlik uygulamalarının hayata geçirilmesini sağlar. Örneğin kemik erimesi (osteoporoz) taraması 65 yaş üzerindeki tüm kadınlara, 70 yaş üzerindeki tüm erkeklere önerilmektedir. Bunun yanında aşılar ve kanser taramaları gibi koruyucu sağlık uygulamaları da sağlıklı yaşlanmanın vazgeçilmez bir parçasıdır” dedi. Aşıların hastalıkları ortaya çıkmadan önleyerek bireysel ve toplumsal sağlığın korunmasında hayati bir rol oynadığını ifade eden Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, "Türkiye, aşılama alanında önemli başarılar elde etmiş bir ülke olup, toplumsal bağışıklama sayesinde birçok hastalığın görülme sıklığı da belirgin şekilde azalmıştır. Ayrıca aşılar, tedavi maliyetlerini önleyerek sağlık sistemine ekonomik katkı sağlar” diye belirten Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, sözlerine şöyle devam etti: “Ben bir geriatri uzmanı olarak özellikle yaşlı nüfusa vurgu yapmak isterim. Aşılar çoğunlukla çocukluk dönemiyle ilişkilendirilse de aslında her yaş grubunda koruyucu sağlık açısından son derece önemli bir yere sahiptir. Özellikle yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte geriatrik grupta aşılama çok daha kritik hale gelmiştir" diye konuştu. Yaşla birlikte bağışıklık sisteminde doğal bir zayıflama meydana geldiğini belirten Halil, diyabet, kalp hastalıkları ve KOAH gibi kronik hastalıkların da enfeksiyon riskini artırdığını ifade etti. Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Meltem Gülhan, uzun süreli hareketsizliğin kas kaybı, düşme ve bağımlılık riskini artırdığını vurguladı. Bazı aşıların yılın her döneminde yapılabildiğini, ancak özellikle solunum yolu viral enfeksiyonları açısından belirli riskli dönemler bulunduğunu belirten Prof. Dr. Halil, aşılama zamanlamasının önemine dikkat çekerek, “İleri yaş grubunda influenza (grip), RSV ve pnömokok gibi etkenler ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabilir. İnfluenza ve RSV enfeksiyonları özellikle sonbahar aylarından itibaren artar, kış mevsiminde ise en yüksek seviyeye ulaşır. Bu nedenle bu dönemler, özellikle riskli gruplarda aşılama açısından kritik önem taşır. Buna karşılık tetanos, zona, hepatit ve pnömokok gibi bazı aşılar mevsimden bağımsız olarak yılın herhangi bir döneminde uygulanabilmektedir.” diye konuştu. Halil, 65 yaş üstü bireylerin, hekimlerine başvurduklarında mutlaka aşılanma programı hakkında bilgi almaları ve önerilen aşıları zamanında yaptırmaları büyük önem taşıdığının altını çizdi.

Peş peşe gelen okul saldırılarında 'kopya davranış' alarmı! Haber

Peş peşe gelen okul saldırılarında 'kopya davranış' alarmı!

Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil, peş peşe yaşanan okul saldırıları ile ilgili yaptığı değerlendirmelerde, olayların görünür olmasının risk altındaki bireylerde ‘model alma’ ve ‘duyarsızlaşma’ etkisi oluşturabildiğini söyledi. İSTANBUL (İGFA) - Toplumun her alanında tüm canlıları ilgilendiren şiddet sarmalı, son günlerde ‘okullarda şiddet’ olarak kendini gösterdi. Olaylar ilk ele alındığında münferit gibi görülse de toplumsal bir sorun olarak okunması ve önleyici yaklaşımın buna göre ele alınması son derece önemli. Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil, konuyu toplumsal olarak ele aldığı açıklamasında “kopya davranış” etkisine dikkat çekiyor. Psikolog Buse Başakgil, son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta okullarda yaşanan silahlı saldırıların art arda gelmesi, literatürde “taklit etkisi” ya da “kopya davranış” olarak adlandırılan bir süreci akla getirdiğini belirterek, "Özellikle ergenlik dönemindeki bireyler kimlik gelişiminin hassasiyeti ve aidiyet arayışı nedeniyle dış uyaranlara daha açık hale gelir. Bu tür olayların yoğun biçimde görünür olması, risk altındaki gençlerde “benzer bir eylemle dikkat çekebilirim” düşüncesini tetikleyebilir. Şiddet davranışının medyada detaylı ve dramatik şekilde sunulması, bazı bireylerde duyarsızlaşmaya yol açarken, bazılarında ise eylemi bir “çözüm” ya da “kendini ifade biçimi” olarak algılamaya neden olabilir. Özellikle kendini dışlanmış, değersiz ya da öfkeli hisseden gençler için bu tür olayların model oluşturabildiğini söyleyebiliriz" diye konuştu. Şiddet olayları karşısında tüm aktörlerin bir arada hareket etmesi ve ortak bir dil kullanmasının önemini vurgulayan Psikolog Buse Başakgil, "Okullarda şiddetin artışı çok boyutlu bir sorun olmakla birlikte yalnızca bireysel değil, toplumsal müdahale de gerektirir. Öncelikle erken önleyici ruh sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi, okullarda psikolojik danışman sayısının artırılması kritik önem taşır. Medya, eğitim sistemi ve aileler arasında tutarlı bir dil oluşturulmalı, şiddeti normalleştiren söylemlerden kaçınılmalıdır. Ayrıca çocuklara erken yaşlardan itibaren duygu düzenleme ve problem çözme becerileri kazandırılması büyük önem taşır. Şiddet olaylarının görünürlüğünün artması iki yönlü etki yaratabilir. Bir yandan farkındalığı artırarak önleyici adımları hızlandırabilirken, diğer yandan özellikle risk altındaki bireylerde “model alma” ve “duyarsızlaşma” etkisi yaratabilir. Bu durum sosyal öğrenme kuramı çerçevesinde değerlendirildiğinde, özellikle çocuklarda ve ergenlerde davranışın taklit edilme ihtimali artabilir.” diye konuştu. AKRAN ZORBALIĞI DAHA CİDDİ ŞİDDET EYLEMLERİNİN HABERCİSİ OLABİLİR! Akran zorbalığının pekiştirilmiş bir davranış olarak devam etmesinin daha ciddi şiddete dönüşebileceği vurgulayan Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil, “İçe kapanma depresyon veya kaygı belirtisi olabilirken, ani öfke patlamaları bastırılmış duyguların dışa vurumu olabilir. Akran zorbalığı, şiddetin hem bir türü hem de daha ağır şiddet davranışlarının habercisi olabilir. Zorbalığa maruz kalan çocuklar ilerleyen süreçte ya içe kapanabilir ya da saldırgan davranışlar geliştirebilir. Aynı şekilde zorbalık yapan çocuklar da bu davranışı pekiştirerek daha ciddi şiddet eylemlerine yönelebilir. Bu nedenle zorbalık erken dönemde mutlaka ele alınmalıdır. Ayrıca, çocuklarla dijital içeriklerdeki şiddet hakkında konuşmamak yerine açık ve yaşa uygun bir şekilde iletişim kurmak daha sağlıklıdır çünkü çocuklar bu içeriklerle zaten karşılaşır ve rehberliğe ihtiyaç duyar. Açık konuşmalar, onların gerçek ile kurgu arasındaki farkı anlamasına yardımcı olur. Korku, merak veya kaygı gibi duygularını ifade etmelerini kolaylaştırır. Küçük yaşlarda basit ve net açıklamalar yapmak önemlidir. Daha büyük çocuklarla şiddetin sonuçları üzerine konuşulabilir. Ebeveynlerin soru sorarak diyalog kurması, çocukların düşünmesini destekler. Tamamen yasaklamak veya konuyu görmezden gelmek genellikle ters etki yaratır. Bu nedenle en doğru yaklaşım, güvene dayalı ve sürekli bir iletişim kurmaktır.” diye konuştu. Eğitimciler ve ailelere düşen görev ve destekleyici süreç hakkında bilgi veren Psikolog Buse Başakgil şunları kaydetti: “Öğretmenler, yargılayıcı ve suçlayıcı bir dilden kaçınarak kapsayıcı ve destekleyici bir iletişim kurmalıdır. Öğretmenler de aileler de net ve tutarlı sınırlar koyarak hangi davranışların kabul edilemez olduğunu açıkça ifade etmelidir. Gerekli durumlarda okul rehberlik servisi ve aile ile iş birliği yapılması, sürecin daha etkili yönetilmesini sağlar. Çocuğun davranışlarında belirgin ve şiddeti artan değişiklikler gözlemleniyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır. Yoğun kaygı, uyku sorunları, sınır problemleri, sosyal geri çekilme veya agresif davranışlar önemli sinyallerdir. Ayrıca çocuk kendine ya da başkalarına zarar verme eğilimi gösteriyorsa gecikmeden destek alınmalıdır. Erken müdahale her zaman daha etkili sonuç verir.”

Bursa Nilüfer’de sağlıklı yaş almanın ipuçları paylaşıldı Haber

Bursa Nilüfer’de sağlıklı yaş almanın ipuçları paylaşıldı

Nilüfer Belediyesi, Yaşlılara Saygı Haftası kapsamında anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. ‘Sağlıklı Yaş Alma’ temasıyla düzenlenen seminerde, aktif yaşlanmanın ve yaşam kalitesini korumanın yolları, Nilüfer’in olgun gençleriyle paylaşıldı. BURSA (İGFA) - “Sağlıklı Yaş Almanın Yolları” başlığı altında Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleştirilen etkinliğin ilk konuşmacısı olan Geriatri Uzmanı Doç. Dr. Olgun Deniz, yaşlanmanın biyolojik bir süreç olduğunu, ancak kronolojik yaştan ziyade biyolojik yaşın daha önemli olduğunu söyledi. Türkiye’nin dünyanın en hızlı yaşlanan 10 ülkesinden biri olduğuna dikkati çeken Deniz, “Sağlıklı yaş almada genetik yüzde 30, yaşam tarzı ise yüzde 70 etkilidir. Dolayısıyla nasıl yaşadığınız, nasıl yaşlanacağınızı belirler. Bunun için yeterli ve dengeli beslenmeye önem verin. Düzenli yürüyüş ve egzersiz yapın, durmayın ama düşmeyin de. Sosyal hayattan kopmayın ve sevdiklerinizle bol bol vakit geçirin. Hobiler edinerek zinde kalın. Huzurlu olun ve yeterli uyuyun” dedi. Gereksiz ilaç ve takviye kullanımından kaçınmanın da ileride yaşlarda kritik önemde olduğunu anlatan Deniz, “Hedefimiz, yaşlı bireyin kimseye bağımlı olmadan fonksiyonelliğini korumasıdır ve sağlıkla geçirebileceği süreyi uzatmaktır. Yaşlanmak bir dağa tırmanmak gibidir; çıktıkça yorgunluk artar ama görüş alanımız genişler” diye konuştu. GERİATRİSTLER YAŞAM KALİTESİNİ ARTIRMAYI HEDEFLİYOR Geriatri Uzmanı Doç. Dr. Merve Hafızoğlu ise sunumunda geriatrinin rolüne değindi. 65 yaş ve üzeri bireylerde bütüncül yaklaşımın önemini vurgulayan Hafızoğlu, ‘Yaşlılıkta bu kadar olur’ diyerek geçiştirilen unutkanlık, depresyon ve kas erimesi gibi durumların aslında tedavi edilmesi gereken birer sendrom olduğunu ifade etti. Hafızoğlu şunları söyledi: “Yaşlandım artık duymasam da olur, hayattan zevk almasam da olur’ düşüncesine karşıyız. Yaşlanmak hayat kalitesinin düşmesi demek değildir. Polikliniklerimizde ‘geriatrik sendromlar’ dediğimiz; unutkanlık (demans), depresyon, beslenme bozukluğu, kas erimesi, uyku bozuklukları ve çoklu ilaç kullanımı gibi durumları tarıyoruz. Ve bu durumlara göre reçeteler belirliyoruz. Önemli olan kişinin kendini bilmesi ve yaşadığı probleme karşı koyma isteğidir. Bizim için kronolojik yaştan ziyade ‘kırılganlık’ seviyesi önemlidir. Hedefimiz, bireyin yaşam kalitesini yükseltecek tedavi hedefleri belirlemek, onların kimseye bağımlı olmadan, kaliteli bir yaşam sürmesini sağlamaktır.” İlgiyle takip edilen seminerin ardından uzmanlar, katılımcıların sorularını yanıtladı. Programın sonunda Doç. Dr. Olgun Deniz ve Doç. Dr. Merve Hafızoğlu’na günün anısına hediye takdim edildi.

Bursa Nilüfer’de sağlıklı yaş almanın ipuçları paylaşıldı Haber

Bursa Nilüfer’de sağlıklı yaş almanın ipuçları paylaşıldı

Nilüfer Belediyesi, Yaşlılara Saygı Haftası kapsamında anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. ‘Sağlıklı Yaş Alma’ temasıyla düzenlenen seminerde, aktif yaşlanmanın ve yaşam kalitesini korumanın yolları, Nilüfer’in olgun gençleriyle paylaşıldı. BURSA (İGFA) - “Sağlıklı Yaş Almanın Yolları” başlığı altında Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleştirilen etkinliğin ilk konuşmacısı olan Geriatri Uzmanı Doç. Dr. Olgun Deniz, yaşlanmanın biyolojik bir süreç olduğunu, ancak kronolojik yaştan ziyade biyolojik yaşın daha önemli olduğunu söyledi. Türkiye’nin dünyanın en hızlı yaşlanan 10 ülkesinden biri olduğuna dikkati çeken Deniz, “Sağlıklı yaş almada genetik yüzde 30, yaşam tarzı ise yüzde 70 etkilidir. Dolayısıyla nasıl yaşadığınız, nasıl yaşlanacağınızı belirler. Bunun için yeterli ve dengeli beslenmeye önem verin. Düzenli yürüyüş ve egzersiz yapın, durmayın ama düşmeyin de. Sosyal hayattan kopmayın ve sevdiklerinizle bol bol vakit geçirin. Hobiler edinerek zinde kalın. Huzurlu olun ve yeterli uyuyun” dedi. Gereksiz ilaç ve takviye kullanımından kaçınmanın da ileride yaşlarda kritik önemde olduğunu anlatan Deniz, “Hedefimiz, yaşlı bireyin kimseye bağımlı olmadan fonksiyonelliğini korumasıdır ve sağlıkla geçirebileceği süreyi uzatmaktır. Yaşlanmak bir dağa tırmanmak gibidir; çıktıkça yorgunluk artar ama görüş alanımız genişler” diye konuştu. GERİATRİSTLER YAŞAM KALİTESİNİ ARTIRMAYI HEDEFLİYOR Geriatri Uzmanı Doç. Dr. Merve Hafızoğlu ise sunumunda geriatrinin rolüne değindi. 65 yaş ve üzeri bireylerde bütüncül yaklaşımın önemini vurgulayan Hafızoğlu, ‘Yaşlılıkta bu kadar olur’ diyerek geçiştirilen unutkanlık, depresyon ve kas erimesi gibi durumların aslında tedavi edilmesi gereken birer sendrom olduğunu ifade etti. Hafızoğlu şunları söyledi: “Yaşlandım artık duymasam da olur, hayattan zevk almasam da olur’ düşüncesine karşıyız. Yaşlanmak hayat kalitesinin düşmesi demek değildir. Polikliniklerimizde ‘geriatrik sendromlar’ dediğimiz; unutkanlık (demans), depresyon, beslenme bozukluğu, kas erimesi, uyku bozuklukları ve çoklu ilaç kullanımı gibi durumları tarıyoruz. Ve bu durumlara göre reçeteler belirliyoruz. Önemli olan kişinin kendini bilmesi ve yaşadığı probleme karşı koyma isteğidir. Bizim için kronolojik yaştan ziyade ‘kırılganlık’ seviyesi önemlidir. Hedefimiz, bireyin yaşam kalitesini yükseltecek tedavi hedefleri belirlemek, onların kimseye bağımlı olmadan, kaliteli bir yaşam sürmesini sağlamaktır.” İlgiyle takip edilen seminerin ardından uzmanlar, katılımcıların sorularını yanıtladı. Programın sonunda Doç. Dr. Olgun Deniz ve Doç. Dr. Merve Hafızoğlu’na günün anısına hediye takdim edildi.

Bipolar bozukluk çocuk ve ergenlerde de görülüyor Haber

Bipolar bozukluk çocuk ve ergenlerde de görülüyor

KTO Karatay Üniversitesi Psikoloji Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Yusuf Gürel, çocuk ve ergenlerde görülen bipolar bozuklukta erken tanının hastalığın seyrini kontrol altına almak açısından kritik olduğunu vurguladı. KONYA (İGFA) - Bipolar bozukluğun yalnızca erişkinlerde rastlanan bir psikopatoloji olarak bilindiğini, ancak çocuk ve ergenlerde de görüldüğünü belirten Dr. Gürel, “Erken başlangıçlı bipolar bozukluk 10-15 yıl öncesine kadar çok fazla üzerinde çalışılmayan bir konuydu. Ergenlik döneminin coşkulu ve kontrolsüz davranışları, hipomanik veya manik belirtilerin gözden kaçmasına neden olabiliyordu” dedi. Çocukluk çağı bipolar bozukluk sıklığının %1,8 ile %3,9 arasında değiştiğini bildiren çalışmalar bulunduğunu aktardı. “ÇOCUK VE ERGENLERDE BİPOLAR BOZUKLUĞUN KLİNİK GÖRÜNÜMÜ ERİŞKİNLERDEN OLDUKÇA FARKLIDIR” Çocuk ve ergenlerde görülen bipolar bozukluğun klinik görünümünün erişkinlerden oldukça farklı olabileceğinin altını çizen Gürel; “Küçük yaşta bir çocuğun mani döneminde, diğer insanlara uygunsuzca dokunması, hiç yapmadığı şekilde yüksek yerlere tırmanması, tehlikeli ve riskli oyunlar oynaması gibi durumlar gözlenir. Daha büyük yaş grubunda ise kendini birçok yönden üstün sanması yerine, iç veya dış ortamdan gelen uyarana karşı gösterdiği orantısız, abartılı veya kolay tetiklenebilen aşırı duyarlılık hali daha fazla gözlenebiliyor” şeklinde konuştu. HANGİ DURUMLARDA BİPOLAR BOZUKLUK İÇİN ŞÜPHELENMELİYİZ? Bipolar bozukluk tanısı alan kişilerin çocukluk öykülerinde uyku ve kaygı bozukluğu, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve davranım bozukluğu tanılarının daha sık görüldüğünü belirten Gürel, “Ergenlik döneminde depresyon tanısı alan çocukların %25-40’ı ilerleyen dönemde bipolar tanısı alıyor. Özellikle az uykuya rağmen enerjik kalan çocuklar manik dönem açısından değerlendirilmelidir” dedi. “ERKEN TANI İLE BİPOLAR BOZUKLUĞUN ŞİDDETİ VE SEYRİ KONTROL ALTINA ALINABİLİR” Bipolar bozuklukta tanı ve tedavi sürecinin genellikle belirtilerden 10 yıl sonra başladığını hatırlatan Gürel, “Çocuklarda duygu durum dalgalanmaları, gelişimsel özellikler ve eşlik eden bozukluklar tanıyı zorlaştırıyor. Ancak erken tanı konup tedaviye başlanırsa yetişkinlikte hastalığın şiddeti ve seyri çok daha kontrol edilebilir hale geliyor” ifadelerini kullandı.

Ekonomik kriz ruh sağlığını vuruyor! Haber

Ekonomik kriz ruh sağlığını vuruyor!

Uzman Psikolog Hülya Öznehir Çintan, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Yaş Alma Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte, özellikle yaşlı bireylerin karşı karşıya kaldığı psikolojik risklere dikkat çekti. İZMİR (İGFA) - Artan ekonomik zorluklar, belirsizlikler ve yaşam pahalılığı, toplumun ruh sağlığını tehdit ediyor. Etkinlik, Artemis Lions Kulübü tarafından organize edilirken, 60 yaş üstü katılımcılara “Mental Sağlık Nedir, Nasıl Koruruz?” başlıklı sunum gerçekleştirildi. Çintan, stres, kaygı, depresyon ve tükenmişlik vakalarında "endişe verici bir artış" yaşandığını vurguladı. Geçim sıkıntısı, işsizlik, borç yükü gibi etkenlerin özellikle yaşlı bireylerde kaygı ve umutsuzluğu artırdığını belirten Çintan, “Ekonomik refah ile ruh sağlığı arasında doğrudan bir ilişki var. Gelir seviyesi düşük bireylerde ruhsal rahatsızlıklar daha sık görülüyor” dedi. GENÇLER DE RİSK ALTINDA 10-24 yaş grubunda da ruhsal hastalıkların hızla arttığını belirten Çintan, sosyal medya baskısı, güvencesiz istihdam ve eşitsizlik gibi unsurların gençlerin ruh sağlığı üzerinde ciddi etkileri olduğunu söyledi. Kronik stresin sadece psikolojik değil, fiziksel sağlık üzerinde de etkili olduğunu belirten Çintan; yüksek tansiyon, kalp rahatsızlıkları, uyku bozuklukları ve baş ağrılarının bu durumla bağlantılı olabileceğini ifade etti. Çintan, 60 yaş üstü bireylerin ruh sağlığını korumak için; sosyal bağları güçlü tutmak, yürüyüş, yüzme gibi yaşa uygun egzersizler yapmak, kitap okumak, bulmaca çözmek, yeni hobiler edinmek ve zorlandıklarında profesyonel destek almaktan çekinmemek gibi önerilerde bulundu. Artemis Lions Kulübü Başkanı Ecz. Hatice Güleç, “Amacımız, her yaşta bireyin yaşam kalitesini artırmak. Bu tür bilgilendirici etkinlikleri sürdüreceğiz” diyerek toplumda farkındalık yaratmayı hedeflediklerini ifade etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.