Hava Durumu

#Erken Müdahale

Haberler Güncel Haber Gündem Haberler | habergüncel.com.tr - Erken Müdahale haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Erken Müdahale haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Gaziantep’te 4. Otizm Umut Kampı düzenlendi Haber

Gaziantep’te 4. Otizm Umut Kampı düzenlendi

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi (GBB) öncülüğünde kentte özel gereksinimli bireylere yönelik farkındalık oluşturmak ve sosyal destek sağlamak amacıyla 3 gün boyunca süren yatılı otizm kampının 4’üncüsü düzenlendi. GAZİANTEP (İGFA) - Gaziantep Büyükşehir, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü iş birliğinde düzenlenen program çerçevesinde “Otizm Umut Kampı” ile çocuklara gelişim alanı sunuldu. Program kapsamında otizmli bireylerin sosyal kültürel ve eğitici etkinliklerle sosyal hayata katılımını artırmak, ailelerin desteklenmesi ve toplumsal farkındalığın güçlendirilmesi hedeflendi. AİLELER VE ÇOCUKLAR EĞLENCELİ VE ÖĞRETİCİ AKTİVİTİLERLE KEYİFLİ ZAMAN GEÇİRDİ Engelsiz Yaşam Merkezi ve Seyr-i Antep Kamp Alanı’nda çocukların ve ailelerinin birlikte keyifli vakit geçirdiği etkinliklerde çocuklar belirlenen günlerde “Anda Kalabilmek (Şimdi ve Burada) Meditasyonu, “Modern Çağ Yorgunluğu: Sosyal Kıyas, Dijital Gürültü ve Biyolojik Dinlenme”, “Suyun Üzerinde Yansımalar: Ebru Sanatı ile Dışavurma Atölyesi”, “Otizmde Güncel Beslenme Yaklaşımları” gibi eğitimlerin yanı sıra zumba, dansart müzik etkinliği gibi aktivitelerle keyifli vakit geçirdiler. Engelsiz Yaşam Merkezi’nde yapılan aktivitelerde doğa serbest oyunu, şarkı ritim çalışması, spor etkinlikleri, temel robotik kodlama, görsel sanat atölyesi, sinema etkinliği, mutfakta duyusal keşif atölyesi, çocuk yogası, kuş evi ahşap boyama ile keyifli vakit geçirirken “Güne Merhaba Yogası”, “Sabah Rutin Çemberi/Bugün Nasılım?”, “Aynı Yolda Birlikte Yürümek: Otizmli Çocuk Ebeveynleri Paylaşım Çemberi” gibi eğitimlerle günü tamamladılar. Kamp alanını ziyaret eden GBB Engelsiz Yaşam Merkezi Özel Gereksinimliler Eğitim ve Rehabilitasyon Şube Müdürü Yılmaz Kayalı, burada yaptığı konuşmada, erken fark edilen gelişimsel farklılıkların doğru zamanda ve eğitimle desteklenmesinin önemine dikkati çekerek, şunları kaydetti: “Erken tanı sayesinde; iletişim, sosyal uyum, öğrenme ve bağımsız yaşam becerilerinin desteklenmesi ile danışanlarda önemli iyileşmeler gözlemleyebiliyoruz. Erken Tanı ve Erken Müdahale sayesinde tüm öğrencilerimizin iyilik hallerini merkeze alan bir anlayışla hareket ediyoruz. Onların gelişim süreçlerine daha fazla katkı sunmayı ve kendilerine en faydalı desteği sağlamayı hedefliyoruz.”

Peş peşe gelen okul saldırılarında 'kopya davranış' alarmı! Haber

Peş peşe gelen okul saldırılarında 'kopya davranış' alarmı!

Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil, peş peşe yaşanan okul saldırıları ile ilgili yaptığı değerlendirmelerde, olayların görünür olmasının risk altındaki bireylerde ‘model alma’ ve ‘duyarsızlaşma’ etkisi oluşturabildiğini söyledi. İSTANBUL (İGFA) - Toplumun her alanında tüm canlıları ilgilendiren şiddet sarmalı, son günlerde ‘okullarda şiddet’ olarak kendini gösterdi. Olaylar ilk ele alındığında münferit gibi görülse de toplumsal bir sorun olarak okunması ve önleyici yaklaşımın buna göre ele alınması son derece önemli. Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil, konuyu toplumsal olarak ele aldığı açıklamasında “kopya davranış” etkisine dikkat çekiyor. Psikolog Buse Başakgil, son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta okullarda yaşanan silahlı saldırıların art arda gelmesi, literatürde “taklit etkisi” ya da “kopya davranış” olarak adlandırılan bir süreci akla getirdiğini belirterek, "Özellikle ergenlik dönemindeki bireyler kimlik gelişiminin hassasiyeti ve aidiyet arayışı nedeniyle dış uyaranlara daha açık hale gelir. Bu tür olayların yoğun biçimde görünür olması, risk altındaki gençlerde “benzer bir eylemle dikkat çekebilirim” düşüncesini tetikleyebilir. Şiddet davranışının medyada detaylı ve dramatik şekilde sunulması, bazı bireylerde duyarsızlaşmaya yol açarken, bazılarında ise eylemi bir “çözüm” ya da “kendini ifade biçimi” olarak algılamaya neden olabilir. Özellikle kendini dışlanmış, değersiz ya da öfkeli hisseden gençler için bu tür olayların model oluşturabildiğini söyleyebiliriz" diye konuştu. Şiddet olayları karşısında tüm aktörlerin bir arada hareket etmesi ve ortak bir dil kullanmasının önemini vurgulayan Psikolog Buse Başakgil, "Okullarda şiddetin artışı çok boyutlu bir sorun olmakla birlikte yalnızca bireysel değil, toplumsal müdahale de gerektirir. Öncelikle erken önleyici ruh sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi, okullarda psikolojik danışman sayısının artırılması kritik önem taşır. Medya, eğitim sistemi ve aileler arasında tutarlı bir dil oluşturulmalı, şiddeti normalleştiren söylemlerden kaçınılmalıdır. Ayrıca çocuklara erken yaşlardan itibaren duygu düzenleme ve problem çözme becerileri kazandırılması büyük önem taşır. Şiddet olaylarının görünürlüğünün artması iki yönlü etki yaratabilir. Bir yandan farkındalığı artırarak önleyici adımları hızlandırabilirken, diğer yandan özellikle risk altındaki bireylerde “model alma” ve “duyarsızlaşma” etkisi yaratabilir. Bu durum sosyal öğrenme kuramı çerçevesinde değerlendirildiğinde, özellikle çocuklarda ve ergenlerde davranışın taklit edilme ihtimali artabilir.” diye konuştu. AKRAN ZORBALIĞI DAHA CİDDİ ŞİDDET EYLEMLERİNİN HABERCİSİ OLABİLİR! Akran zorbalığının pekiştirilmiş bir davranış olarak devam etmesinin daha ciddi şiddete dönüşebileceği vurgulayan Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil, “İçe kapanma depresyon veya kaygı belirtisi olabilirken, ani öfke patlamaları bastırılmış duyguların dışa vurumu olabilir. Akran zorbalığı, şiddetin hem bir türü hem de daha ağır şiddet davranışlarının habercisi olabilir. Zorbalığa maruz kalan çocuklar ilerleyen süreçte ya içe kapanabilir ya da saldırgan davranışlar geliştirebilir. Aynı şekilde zorbalık yapan çocuklar da bu davranışı pekiştirerek daha ciddi şiddet eylemlerine yönelebilir. Bu nedenle zorbalık erken dönemde mutlaka ele alınmalıdır. Ayrıca, çocuklarla dijital içeriklerdeki şiddet hakkında konuşmamak yerine açık ve yaşa uygun bir şekilde iletişim kurmak daha sağlıklıdır çünkü çocuklar bu içeriklerle zaten karşılaşır ve rehberliğe ihtiyaç duyar. Açık konuşmalar, onların gerçek ile kurgu arasındaki farkı anlamasına yardımcı olur. Korku, merak veya kaygı gibi duygularını ifade etmelerini kolaylaştırır. Küçük yaşlarda basit ve net açıklamalar yapmak önemlidir. Daha büyük çocuklarla şiddetin sonuçları üzerine konuşulabilir. Ebeveynlerin soru sorarak diyalog kurması, çocukların düşünmesini destekler. Tamamen yasaklamak veya konuyu görmezden gelmek genellikle ters etki yaratır. Bu nedenle en doğru yaklaşım, güvene dayalı ve sürekli bir iletişim kurmaktır.” diye konuştu. Eğitimciler ve ailelere düşen görev ve destekleyici süreç hakkında bilgi veren Psikolog Buse Başakgil şunları kaydetti: “Öğretmenler, yargılayıcı ve suçlayıcı bir dilden kaçınarak kapsayıcı ve destekleyici bir iletişim kurmalıdır. Öğretmenler de aileler de net ve tutarlı sınırlar koyarak hangi davranışların kabul edilemez olduğunu açıkça ifade etmelidir. Gerekli durumlarda okul rehberlik servisi ve aile ile iş birliği yapılması, sürecin daha etkili yönetilmesini sağlar. Çocuğun davranışlarında belirgin ve şiddeti artan değişiklikler gözlemleniyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır. Yoğun kaygı, uyku sorunları, sınır problemleri, sosyal geri çekilme veya agresif davranışlar önemli sinyallerdir. Ayrıca çocuk kendine ya da başkalarına zarar verme eğilimi gösteriyorsa gecikmeden destek alınmalıdır. Erken müdahale her zaman daha etkili sonuç verir.”

DOSD Meram hayatlara dokunmayı sürdürüyor Haber

DOSD Meram hayatlara dokunmayı sürdürüyor

Konya'da Meram’ın örnek projesi DOSD Meram, özel çocuklar ve ailelerinin hayatlarına dokunmayı sürdürüyor. KONYA (İGFA) - Meram’da yürütülen örnek bir proje, özel çocukların ve ailelerinin hayatına dokunmaya devam ediyor. Meram Belediyesi öncülüğünde; Konya Büyükşehir Belediyesi, Necmettin Erbakan Üniversitesi ve Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle faaliyetlerini sürdüren Down Sendromlu Bireyler Yaşam Destek Merkezi (DOSD Meram), yalnızca bir eğitim ve rehabilitasyon alanı değil, aynı zamanda umutların yeşerdiği bir merkez haline geldi. ÖZEL ÇOCUKLAR VE GELİŞİM SÜREÇLERİ YAKINDAN TAKİP EDİLİYOR Bu kapsamda hayata geçirilen anlamlı bir çalışma ile Salı ve Cuma günleri 13.00-16.00 saatleri arasında Selçuk Üniversitesinden çocuk ve ergen psikiyatristleri, merkezde eğitim alan downsendromlu çocuklar ve aileleriyle birebir görüşmeler gerçekleştiriyor. Bu görüşmelerde ailelerin zihinlerini meşgul eden sorular yanıt buluyor, endişeler yerini güvene bırakıyor. Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Hasan Ali Güler öncülüğünde yürütülen proje kapsamında; araştırma görevlileri Edanur Sürekli, Beyza Nur Korucu ve Furkan Uğur Dündar da ailelere ve çocuklara destek veriyor. Alanında uzman bu isimler, hem çocukların gelişim süreçlerini yakından takip ediyor hem de ailelere rehberlik ederek onların süreci daha sağlıklı yönetmelerine katkı sunuyor. Gerçekleştirilen görüşmelerde veliler, çocuklarının gelişimi, davranışları, eğitimi ve karşılaştıkları zorluklar hakkında merak ettikleri tüm soruları doğrudan uzmanlara yöneltebiliyor. Uzmanlar ise hem bilimsel hem de insani bir yaklaşımla bu sorulara yanıt vererek ailelerin yalnız olmadığını hissettiriyor. Aynı zamanda çocuklara yönelik tarama çalışmaları da yapılarak erken müdahale imkânı sağlanıyor. Randevu sistemiyle yürütülen bu hizmet, DOSD Meram’ın kapsayıcı ve ulaşılabilir yapısını da ortaya koyuyor. Projeden faydalanan aileler ise sunulan hizmetten son derece memnun. Pek çok veli, uzun süredir çözüm aradığı sorunlara burada yanıt bulduğunu, çocuklarının gelişimine dair daha bilinçli adımlar atabildiğini ifade ediyor. Bu yönüyle DOSD Meram, sadece çocukların değil, ailelerin de hayatına dokunan bir merkez olma özelliği taşıyor.

Aile'nin 'sosyal risk haritaları' şekilleniyor Haber

Aile'nin 'sosyal risk haritaları' şekilleniyor

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından yürütülen Sosyal Risk Haritaları kapsamında hazırlanacak 35 haritadan 11’i için çalışmalar tamamlandı ANKARA (İGFA) - Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın talimatı ile başlayan proje kapsamında hane düzeyinde sosyal, ekonomik ve psikososyal göstergelerin analiz edilerek hane bazlı sosyal risk puanlarının oluşturulduğu belirtildi. Bu puanların, mevcut durumu tespit etmenin yanı sıra sosyal risklerin erken belirlenmesine ve önleyici hizmetlerin güçlendirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor. ”Aile Rehberi” ve “Çocuklar Güvende” dijital takip sistemleri kapsamında yeni bir uygulama süreci başlatılacak. Elde edilen veriler doğrultusunda “Aile Rehberi” ve “Çocuklar Güvende” dijital takip sistemleri kapsamında yeni bir uygulama sürecinin başlatılacağı kaydedildi. Bu kapsamda, farklı bakanlıklar ve kamu kurumlarıyla koordinasyon içinde risk düzeyi yüksek hanelere yönelik bütüncül destek mekanizmaları devreye alınacak. Dijital takip sisteminin ilk uygulanacağı iller arasında Gaziantep, Manisa, Niğde, Van, Sinop, Edirne, Aksaray, Adana, İzmir, Afyonkarahisar ve Trabzon yer alıyor. Yetkililer, sosyal risk haritalarının klasik sosyal yardım yaklaşımının ötesine geçerek veriye dayalı, hedef odaklı ve önleyici bir modelin temelini oluşturduğunu belirtti. Yeni dönemde eğitim, sağlık, istihdam ve yerel yönetimlerle entegre yürütülecek çalışmalarla ailelerin güçlendirilmesi ve çocukların korunması amaçlanıyor. Sosyal risk puanlarının sahaya yansımasıyla özellikle kırılgan gruplara yönelik erken müdahale kapasitesinin artırılması ve kamu kaynaklarının daha etkin kullanılması hedefleniyor. Bakanlık yetkilileri, illerde elde edilen deneyimlerin ardından modelin kademeli olarak tüm Türkiye’ye yaygınlaştırılacağını bildirdi.

Down sendromu hakkında bilinmesi gerekenler Haber

Down sendromu hakkında bilinmesi gerekenler

Prof. Dr. Zeynep Arıkan, Down sendromunun genetik bir farklılık olduğunu, erken tanının ve doğru eğitim ile destekleyici müdahalelerin yaşam kalitesini artırdığını vurguladı. İSTANBUL (İGFA) - Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ile Çocuk Alerjisi ve Çocuk İmmünolojisi Uzmanı Prof. Dr. Zeynep Arıkan, Down sendromunun en sık görülen genetik farklılık olduğunu belirterek, bu durumun normalde 46 olması gereken kromozom sayısının 47’ye çıkmasıyla oluştuğunu açıkladı. Fazladan 21’inci kromozomun varlığının vücudun ve beynin gelişimini etkilediğini söyleyen Prof. Dr. Arıkan, “Down sendromu anne ya da babanın yaptığı bir şeyden kaynaklanmaz; tamamen rastgele oluşan genetik bir olaydır. En önemli risk faktörü ise ileri anne yaşıdır” dedi. Her 800 doğumda bir görülen Down sendromu, Türkiye’de yılda yaklaşık bin 500 bebeği etkiliyor. Prof. Dr. Arıkan, gebelikte uygulanan tarama testleri ve kesin tanı testleriyle erken teşhisin mümkün olduğunu söyledi. “Erken tanı, ailelerin bilinçli karar alabilmesini ve doğumdan hemen sonra uygulanacak erken müdahale programlarına başlanmasını sağlar” dedi. Down sendromunun tamamen ortadan kaldıran bir tedavi olmadığını belirten Arıkan, ancak kapsamlı destek ve müdahale ile bireylerin sağlıklı ve bağımsız yaşam sürdürebileceğini ifade etti. İleri anne yaşı, ailede daha önce Down sendromlu bir çocuğun varlığı ve translokasyon tipleri en önemli risk faktörleri arasında yer alıyor. Prof. Dr. Arıkan, Down sendromlu bireylerin fiziksel ve gelişimsel farklılıklarının kişiden kişiye değiştiğini belirtti. Kaslarda gevşeklik, basık yüz ve burun yapısı, yukarı eğimli gözler, kısa parmaklar ve ensede fazla deri gibi doğumda görülebilen özelliklerin yanı sıra, dil gelişimi, motor beceriler ve sosyal uyumda da farklılıklar yaşanabileceğini vurguladı. Sağlık takibinin kritik öneme sahip olduğunu söyleyen Arıkan, kalp hastalıkları, görme ve işitme sorunları, hormonal problemler, sindirim sistemi rahatsızlıkları ve bağışıklık sorunlarının daha sık görülebileceğini belirtti. Düzenli kontroller ve erken müdahale ile bu sorunların yönetilebileceğini ifade etti. Eğitim sürecinin doğumdan itibaren başlaması gerektiğini söyleyen Arıkan, “Erken müdahale programları, Down sendromlu çocukların potansiyellerini en üst düzeye çıkarır. Kaynaştırma ve bütünleştirme eğitimi sosyal ve akademik gelişim açısından son derece önemlidir” dedi. Toplumda Down sendromuna dair yanlış inanışların bulunduğunu belirten Arıkan, “Down sendromlu bireyler doğru eğitim ve destekle öğrenebilir, meslek sahibi olabilir ve topluma katılabilirler. Yaşam süresi de tıptaki gelişmeler sayesinde ortalama 60 yılın üzerine çıktı” dedi. Prof. Dr. Arıkan, doğru bilgilendirme ve kapsayıcı bir yaklaşımın, Down sendromlu bireylerin ve ailelerinin yaşam kalitesini artırmada kritik öneme sahip olduğunu vurguladı.

Kekemelik utanılacak değil, anlaşılması gereken bir durum Haber

Kekemelik utanılacak değil, anlaşılması gereken bir durum

Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Burçin Mutlu, kekemeliğin psikolojik değil genetik ve nörolojik nedenlerden kaynaklandığını belirtti. Erken müdahale ile tedavinin önemini vurgulayan Mutlu, toplumsal önyargılara dikkat çekerek, akıcı konuşma ve özgüven için terapilerin rolünün büyük olduğunu söyledi. İSTANBUL (İGFA) - 22 Ekim Dünya Kekemelik Farkındalık Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Burçin Mutlu, kekemelikle ilgili yanlış bilinenlere ve toplumsal önyargılara dikkat çekti. Genellikle 2–5 yaş arasında başlayan bu konuşma bozukluğunun temelinde psikolojik değil, genetik ve nörolojik faktörlerin bulunduğunu vurgulayan Mutlu, “Kekemelik bir taklit ya da heyecanın sonucu değildir” dedi. GEÇER DİYE BEKLEMEK EN BÜYÜK HATA Kekemeliğin yüzde 75–80 oranında kendiliğinden geçme ihtimali olsa da, bu durumun erken müdahaleyle doğrudan ilişkili olduğunu belirten Mutlu, “En büyük hata ‘nasıl olsa geçer’ diye beklemektir. Her geçen ay, kalıcı hale gelme riskini artırır. Bu nedenle çocuklar mutlaka uzman değerlendirmesinden geçmeli ve gerekiyorsa terapi süreci başlatılmalıdır” diye konuştu. Kekemeliğin yalnızca konuşma akıcılığı ile ilgili olmadığını, sosyal ve duygusal yönleriyle de değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Mutlu, özellikle okullarda yaşanan akran zorbalığının çocukları sessizliğe ittiğine dikkat çekerek, “Sınıfta söz isteyen çocuğun gülüşmelerle karşılaşması, kekeme bireyin iş görüşmesinde cümlesinin yarıda kesilmesi, kekemelikten değil önyargılardan kaynaklanır. Bu bireyler kelimelerle değil, sabırsız dinleyicilerle mücadele ediyor. Kekemeliğin en tehlikeli sonucu ‘konuşamamak’ değil, ‘konuşmamayı tercih etmektir.’” dedi. Okul ortamında öğretmenlerin farkındalığının, çocukların akran zorbalığına karşı korunmasında kritik rol oynadığını ifade eden Mutlu, “Kekemeliği alay konusu değil, öğrenme fırsatına dönüştüren sınıflar çocuklara hem özgüven kazandırır hem de topluma insanlık dersi verir” dedi. Burçin Mutlu, kekemelik terapilerinin bireye özel planlandığını ve sadece akıcılığı değil, kişinin konuşma anına duyduğu güveni de güçlendirmeyi hedeflediğini söyledi. DESTEK VERMEK İSTEYENLER İÇİN 4 TEMEL ÖNERİ Kekemelikle yaşayan bireylere yardımcı olmak isteyenlerin şu noktalara dikkat etmesi gerektiğini vurguladı: Ne söylediğine odaklanın, nasıl söylediğine değil. Cümlesini bitirmesi için zaman tanıyın. Göz teması kurun, onu dinlediğinizi hissettirin. Kekemelikten bahsetmekten kaçınmayın, duygusal destek önemlidir. Kişiye özel terapi ile güven yeniden inşa ediliyor

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.